ŞAHMERAN NEDİR? NEYİ SİMGELİYOR?
Zamanın
eskitemediği Şahmeran ustası Hasan Özcan’ı ziyaret ettik. Çok sıcak davrandı
bizlere. Yüzündeki tebessüm her şeyi anlatıyordu. Sorularımızı içtenlikle
cevapladı. Derdi Mardin’di onun. Mardin için veryansın ediyordu. Memleketimizin
tanıtımında problem olduğunu düşünüyor Hasan usta. Haksızda değildi hani. Bakır
işlemeciliğine nasıl başladınız diye sorduk ve röportaja başladık.
Şöyle dedi Hasan Usta: ‘ Babamızdan öğrendiğimiz bir meslektir. 10 yaşında başladım ve tam 40 senem oldu hâla ilk günkü heyecanla devam ettiriyorum. Eskiden bakırcılık mesleğini Müslümanlar ve Hristiyanlar beraberler yaparlardı. Yaptığımız bu işlemeler süs olarak kullanılıyor. Kimileri çay tepsisi olarak kullanıyor, kimileri ise duvarlarını süslüyor.‘ Şahmeran sadece Mardin’i mi ait diye sorduğumuzda şu cevabı aldık Hasan ustadan: ‘ Tam olarak bilinmiyor. Mersin – Tartus’ta bile heykeli var. Şahmeran; Arap, İran, Türk ve Kürt kültürlerin bile kültürlerinde var. Onlar bile seviyorlar. İran’da çok yaygın. İran’da kutsallığından bahsediliyor; Mardin’de ise sevgisi. Biz bunları yaşayarak öğrenmişiz, okuyarak değil. Konu okumaktan açılmışken İlkokul mezunuyum diyor. Keşke okuyabilseydim. Okumayı çok istiyordum.‘
Peki nasıl yapıyorsunuz diye sorduğumuzda şu cevabı aldık: ‘ Bakırı ilk yapan ben ve çocuğum olduk. Kardeşim ve çocukları da yapmaya başladı. Genelde tepsilere ve tabaklara işliyoruz. Çocuklarım çiziyorlar, ters kısımlarını iyice oyuyorlar. İçlerini ben dolduruyor ve düzeltmelerini ben yapıyorum. Tahmini 2-3 günde bitiriyorum. ‘ Peki Hasan usta Şahmeran gerçekten işlemedeki gibi mi ? 100 yıl önce çizilmiş. Bunları olayı canlandırarak çizmişler. Dikkatli bakıldığında insanları anlatır. Yani bir tarafımız insan, bir tarafımız ise yılan. İller bazında büyük fuarlar oluyor. Böyle fuarlara katılıyor musunuz diye sorduk, Hasan usta başladı içini dökmeye. ‘ Yok katılamıyoruz. Bizi ve yaptıklarımızı tanıtsınlar, bize biraz destek olsunlar istiyoruz. Bakırcılık mesleği ölsün istemiyoruz. Mardin; bakırcılığın ve ahşap işlemeciliğinin ilk çıkış noktasıdır. Her şeyi de devletten beklememek lazım. ‘
Peki Hasan usta yaptığınız bu işlemelere ilgi var mı, satışlarında hareketlenme var mı diye sorduk ve ustamızın bu konuda ne kadar dertli olduğunu anladık. Son birkaç yıldır çok memnunduk; fakat 1-2 senedir zorluklar içinde yaşıyoruz. Şu anda bir usta ekmeğini zor çıkartıyor, yani evini çok zor geçindirebiliyor. Biz bu mesleği bırakmak istemiyoruz; yavaş yavaş terk ediliyor. Çarşının bir haline bakın! Gelen giden yok diyor. Röportajı yaptığımız zamanlarda Mardin’de çöp sorunu boy göstermekteydi. Hasan ustanın bu konuda da diyecekleri vardı. Belediye başkanımız görevini tam olarak yapamıyor. Mardin’in tanıtımında olsun temizliğinde olsun çok zorluklar çekiyor. Zaten kültürümüz yavaş yavaş yok oluyor. Tanıtım bu çöplerin arasında nasıl olacak diye soruyordu bizlere. Aynı dertten mustarip olduğumuzu ifade ettik kendisine. Ve çok üzücü şeyler anlatıyor bizlere. Bir turistin dükkanına gittiğini ve tanıdıklarını Mardin’e gitmemeleri için uyaracağını söylemiş. Çöp yüzünden çalışamıyor hatta nefes bile alamıyoruz. Vali Bey’in ve Başkan Bey’in eşlerine bu durumu anlattım. İşçilerin başkanımıza yardım etmeleri gerektiğini söyledim diyor Hasan usta.
Mardin’de önceleri sıra
geceleri yapılıyormuş dedik ve Hasan ustayı dinlemeye başladık. Mardin’de
eskiden sıra geceleri düzenlenirdi. Arapça şarkılar eşliğinde yapılyordu; ama
şimdi yapılmıyor. Bizim kültürümüzü Şanlıurfa halkı yaşatıyor. Önceden evlerde
toplantılar olurdu. Herkes bir hikâye anlatırdı; ama şimdi maalesef kalmadı.
Peki bunun sebebi nedir diye sorsak? Memleketten göç edenler oldu diyor Hasan
usta. Kalanlarda kendi ekmeğinin peşine düştü. Hayat çok zor. Biz destek alıyor
olsaydık, birkaç çırak alır; daha çok işlemeler yapardır. Peki konu hikâyeden
açılmışken bize efsaneyi geniş olarak anlatmadan önce bir hikâye anlatabilir
misiniz? Mardin – Diyarbakır yolunda bir heykel vardır. Söylentiye göre çoban
hayvanları otlatırken küfür etmiş, ( her ne yapmışsa ) Allah’ta ceza olarak onu
ve kuzuları taşlaştırmış. Allah; bunu ibret alalım, dürüst olalım diye yapmış.
Zaten dikkatli bakıldığında kuzular çobanın arkasında yürüyormuş gibi duruyor.
Peki Hasan usta şöyle etraflıca Şahmeran efsanesini son olarak alalım senden.
Arap, İran ve Türk Edebiyatlarında Şahmeran adında çeşitli masallar anlatılır. Bizim Mardin' de dedelerimizden duyduğumuz hikayeye göre eski zamanlarda bir vezirin oğlu arkadaşları tarafından bir çöle götürülür ve ona orada komplo kurularak bir kuyuya atılır. Arkadaşları tarafından kuyuya terk edilen genç burada gördüğü bir deliği genişleterek daha büyük bir yer bulur, oraya geçer ve uyuya kalır.Uyandığında etrafının yılanlarla ve ejderhalarla çevrilmiş olduğunu görür o sırada yarı insan yarı yılan olan yılanların padişah Şahmeran’ın yanına gelir ve kendisine yapılan ihaneti anlatır. Gencin anlattıklarını dinleyen Şahmeran, onu kuyudan çıkaracağına dair söz verir; fakat iki şartı vardır. Genç, Şahmeran’ın yerini kimseye söylememelidir. Genç, Şahmeran’a söz verir ve Şahmeran’da onu kuyudan çıkartır. Memleketine dönen vezirin oğlu, ülkesinin hasta hükümdarının iyileşebilmesi için Şahmeran’ın etinin önerdiğini öğrenir. Hükümdar kendisini iyileştiren kişiyi vezir yapacaktır. Hem de güzel kızını ona verecektir. Bunu duyan genç, Şahmeran’a ihanet eder ve onun yerini hükümdarın arkadaşlarına söyler. Hükümdarın adamları Şahmeran’ı bulup, öldürür. Ve onun etini hükümdara yedirir. Hükümdar sağlığına kavuşur. Efsane, Şahmeran’ın insanoğluna olan sadakatini ve iyi niyetine karşılık gördüğü ihaneti anlatır. Hasan usta son olarak şunları ekliyor.
Bu resmi her kim bulundurursa ona uğur ve bereket getirir. Bu da gerçek bir hikâyedir. Hasan Özcan’a bizleri kırmayıp, röportaj yapmamıza izin verdiği için teşekkür ediyoruz.